Ad Soyad :Mehmet BAYRAK

Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe - 4

“Alîşêr, Dersim’deki konuşmalarını Türkçe yapmıştır. Dersimliler ve Koçgirililer (Zazaca) konuşurlar. Fakat aralarında lehçe farkı vardır. Bu sebeple Koçgirili Zaza, Dersimli Zaza’nın söylediğini anlayamaz. Alîşêr, Kürtçe de yazmış, şiirler söylemiştir. Bunlar da aynı sebeple Dersim’de yer tutmamış, okunamamış, bellenememiştir. Bunun içindir ki, Alîşêr’in düşünsel çalışmaları Dersim’i çorak bulmuştur.” Nazmi Sevgen’in söylediklerinde kuşkusuz birçok yanlış var. Bir kez Dersim’in ve Koçgiri’nin tümünde Zazaca konuşulduğu doğru olmadığı gibi; eyalet bazında alındığında Kurmanci konuşanların sayısı belki daha da fazladır. Koçgiri’de de ağırlıkla Kurmanci konuşulmaktadır ve Alişêr de şiirlerini Türkçe ve Kurmanci lehçesinde yazmıştır. Dersim katliamının resmi tanıkları niteliğindeki Nazmi Sevgen, Hasan Reşit Tankut ve Niyazi Ahmet Banoğlu gibi kalemşörler, Kürt dili ve lehçeleri üzerinde de rahatlıkla fikir yürütmektedirler. Hele Tankut’un, 1960 İhtilali sonrasındaki bir gizli raporda dile getirdiği şu görüş gerçekten ilginç değil mi?

“Bugünkü Türkiye topraklarındaki Kürt topluluğunda, birbirine ayrı iki unsur vardır: 1- Kurmanç, 2- Zaza… Zazalar’ın bir kısmı da her ikisine de zıt olan Dersimli Aleviler’dir.

Diplomatik çalışmalar

“Alîşêr, kışkırtıcı sözleriyle Ovacık ve Hozat’ta beklediği ilgi ve eğilimi bulamamıştır. Dersim denizinde fırtına, ancak kendi reislerinin işaretiyle kopar. Zaten Dersimliler daha önce, büyük devletlere telgraf çekerek Osmanlı Hükümetinden ayrılmak istemediklerini bildirmişlerdi. Alîşêr, buna da bir sebep bulmakta gecikmedi. Denildi ki, Osmanlı memurlarının etkisiyle, Dersimliler gerçek amaçlarını ortaya koyamamışlardır. Amaçları, bağımsız Kürdistan Hükümetine katılmak ve onun özünü teşkil etmektir. Alîşêr tarafından bu doğrultuda hazırlanan muhtıra, Kürd Teali Cemiyeti aracılığıyla büyük devletlere gönderildi. Ne garip tecellidir ki, bu sırada Koçgiri aşireti reislerinden Alişan Bey, Refahiye kaymakamlığı vekaletinde bulunuyor, kardeşi Haydar Bey’in ve özellikle Alîşêr’in siyasi çalışmalarından sanki habersiz, onlarla tamamen ilgisiz bulunuyordu.”

İsyan düşüncesi genişliyor

“Alîşêr’in Dersim’de ektiği ayrılık tohumları bu sırada filiz vermeğe, etkisini göstermeye başladı. Sözgelimi, Ovacık kazasının Tarpazin nahiyesi eski müdürü Mustafa Ağa, Kemah köylerine gelerek asker toplanmasına Padişah’ın emri olmadığını, Dersimliler’in asker vermeyeceklerini, Kemahlılar’ın da vermemelerini tenbih etti ve bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Artık isyan düşüncesi genişlemişti.”

Batı Dersim’e öğüt heyeti

“Elazığ Vilayetinden, Batı Dersim aşiretlerine bir öğüt heyeti gönderildi. Heyetin gidişini, bir zayıflık göstergesi sayan Şeyh Hasanlı ağaları, giden heyete karşı çok soğuk davrandılar ve şu yolda cevap verdiler: (Sevr Antlaşması gereğince Elazığ, Diyarbekir, Bitlis, Van vilayetlerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu kurulmalıdır. Aksi takdirde bu hakkı silah kuvvetiyle alacağız.) dediler. Birkaç bin Dersimli’nin Sivas Vilayetine hücum ve orayı işgalden sonra Ankara üzerine yürüyeceklerini ifşa eylediler. (Siz Ermeniler’e yaptınız, biz de size yapıyoruz. Dersim aşiretleri geliyor. Sivas’ı işgal edeceğiz ve sonra Ankara’ya gidip milli hükümeti – buna Kongre diyorlardı- devireceğiz) dediler.”

Alişêr’in Dersim’e geçişi

“Koçgiri olayının başlangıcında Alîşêr de, efendisi Alişan Bey gibi yine Dersim’e geldi. Çünkü Koçgiri hazırdı. Koçgiri ile birlikte Dersim’i de hazırlamak ve ortaklaşa harekete geçmek gerekiyordu… Nihayet Alîşêr, amacına ulaşmış ve isyancıların üstünlüğüyle sonuçlanan olaylar zinciri birbirini izliyordu… Tüm bu olup bitenlerin gerçek sorumlusu ve yöneticisi Alîşêr’dir… Nihayet mevcudu 500’ü bulan ve Alîşêr’in komutasında bulunan milis kuvvetlerini, 14 Mart 1921’de Ümraniye’ye yürürken görüyoruz. Alîşêr’in peşine takılanlar Dersim’in yardımcı kuvvetleri, Koçgiri’nin merkezine doğru yaklaşmaktadır. Dikkat çekicidir ki, isyancıların Büyük Millet Meclisi’ne çektikleri telgrafta Alîşêr’in de imzası vardır. Kendisine çok cazip bir sıfat eklemiştir: Sâdattan Alîşêr. Telgraf Alîşêr’in kaleminden çıkmıştır. Böyle siyasi ve anlamlı yazılarda yeteneği vardır.”

Seyid Rıza’nın yanında

“Nihayet Devlet, 24 Nisan 1921’de Koçgiri olayını yerinde söndürmüş, Alîşêr de kendisini kurtararak Dersim’e sığınmıştı. Dersim’e kaçış tarihi olan Nisan- 1921’den ölüm tarihi olan 9 Temmuz 1937 tarihine kadar, onaltı yıl boyunca hiç bir siyasi faaliyette bulunmamış, fakat o tarihten itibaren, sonradan idam edilen Seyid Rıza’nın yanından ayrılmamıştır. Bu nedenle, onu yine maskelenmiş olarak Seyid Rıza’nın arkasında görüyoruz. Bu sırada fırsat buldukça, gizliden gizliye halkı yönlendirmekten ve eğitmekten geri durmamıştır. Alişêr’in, içinde (Aslanlar yurdudur tilkiler girmez/ Gerçekler sırrıdır akıllar ermez/ Evliya gülüdür zalimler dermez/ Ona bağlıdır yolu Dersim’in) yolundaki sözleri; bu tür resmi ideoloji mensuplarının yazı dizilerinde suç kanıtı olarak gösterilir. Bu ve benzeri şiirleri suç kanıtı gibi gösteren bir başka yazı dizisi de, Niyazi Ahmet Banoğlu’nundur. Dersim katliamı sırasında bölgeye “gazeteci” olarak giden Banoğlu, Sevgen’den bir yıl sonra 1951 yılında yayımladığı “Dersim İsyanının İçyüzü” başlıklı yazı dizisinde; öncekinden yararlandığı gibi kendisi de kimi katkılarda bulunur.

Katili Zeynel’in anlatımıyla Alîşêr

Muhbir-gazeteci kimliğiyle, Alişêr’i katleden Zeynel ve Rehber’le poz veren bu resmi kalemşör, “Dersim’in Erkânıharbi Alîşêr’i Öldüren Zeynel Neler Anlattı?” başlıklı bölümde, şunları anlatıyor: “Alîşêr’in olumsuz çalışmaları yıllarca devam etmiştir. 9 Temmuz 1937 yılında, gene Dersimli bir düşmanının kurşunuyla canveren Alîşêr, Dersimliler için gerçekten bir kuvvetti. Okuma yazmasından başka müthiş zekasıyla kabileleri birbirine katmak, sonra müstakil bir Dersim kurmak gibi hayallerle binlerce günahsız insanın ölümüne yolaçmış ve hükümeti yıllarca uğraştırmıştı. Alîşêr’i öldüren Zeynel, Dersim’in tipik bir siması idi. Heykel gibi bir vücudu, yılmaz bir cesareti vardı. Bu haberi alır almaz Zeynel’i aradım. Tam bir Türk tipi olan bu dağ adamı, ilk defa ayna görüyor, ilk defa medeni bir şehre geliyor, elektriği görüyordu.

Zelnel, Alîşêr’i nasıl öldürdün?.. diye sordum.
Kurşunla vurdum, sonra başını kestim, dedi.

Neden yaptın bu işi?

Fena mı yaptım. Dersim’i kötülükten kurtardım işte…
Zeynel, hükümete yaranmak için değil, muhakkak ki eski bir intikamını almak için yapmıştı fakat sebebini söylemekte bir menfaat görmediği için söylemiyordu.”(19)

Yazar, dizinin bir başka bölümünde de, Zeynel Elazığ’a geldiği zaman, yetkililerden izin alarak bir otele götürdüğünü ve kendisiyle görüştüğünü belirterek, onu şöyle tanımlıyor:

“Bakılmaya kıyılmayacak levent bir yapısı vardı. Sıktığını avuçları içinde tuzla buz haline getirebilecek olan bu pos bıyıklı, yüzünden kan damlayan Dersimli, hakiki bir Türk tipi idi. Alîşêr’i öldürmüştü ama Dersimliliğini bırakmıyor ve bir türlü o yaşına kadar bellediği yaşayışından başkasını kabul edemiyordu… Zeynel, pehlivan yapılı, iri fakat güzel cüsseli bir erkek güzeliydi. Kıpkırmızı kanlı yüzü, pos ve gür bıyıklarına rağmen, dünya erkekleri arasında bir yarışma yapılsa, birinciliği mutlaka Zeynel alırdı.” (agy) Yazar, daha sonra, Alîşêr’i öldürdüğü gün Devlet tarafından kendisine 100 altın verilen bu ihanetçiye, yine de güvenilmediği için daha sonra idam edildiğini ve idam edildiği esnada, kendisinden beklenmeyen ölçüde ufaldığını söylüyor. Yazı dizisinde yer alan ilginç bir anekdot da, Alişêr’in kesik başının resmini çeken Albay Nazmi Sevgen’in duyguları. Bilindiği gibi, Alîşêr ve karısı Zarîfe, 9 Temmuz 1937 Cuma günü, Kafat köyü yakınlarında barındıkları bir mağarada, Zeynel, Rehber ve Efendi adlı ihanetçiler tarafından öldürülür. Alişêr’in başı, Zeynel tarafından kafası kesilerek Alb. Nazmi Sevgen’e teslim edilir. Gerisini, bu kesik başın resmini çekip ilk kez yayımlayan Nazmi Sevgen’den dinleyelim: “Alişêr’in kesik başının resmini ben aldım. Fakat kesik başın resmini alırken ürperdim, tüylerim diken diken oldu. Günlerce o baş gündüz hayalimde, gece rüyamda yaşadı.” (Yeni İnci, Sayı: 44/ 1953) Birçok özelliği olan Alişêr’in bir özelliği de, şairane sezisidir. Katledilmesinden 2-3 yıl önce, Dersim’i bekleyen felaketi o diplomatik kimliği ve sanatkarane sezisiyle önceden görmüştür:

Ol Yezid’in fikri Dersim’i vura
Silahlar toplanıp çöllere süre
Zâlimler, zannetme bu size kala
İnşallah bir eroğlu meydana gele
Hak yolunda intikam ala…(20)

Bilindiği gibi, Alişêr, bir halk lideri olmasının yanı sıra, Kürtçe ve Türkçe şiir yazan önemli bir halk şairidir. Onun şiirlerinde “azınlık içinde azınlık” statüsündeki Kızılbaş Kürtler’in duygu ve düşüncelerini tüm çarpıcılığıyla görmek mümkündür. Daha, 1930’lu yıllarda İstanbul Konservatuarı’nın türkü derlemeleri sırasında onun üç türküsü de taşplak yapılmıştır. Öte yandan, Nazmi Sevgen, onun Dersim’e ilişkin manzum bir destan yazdığını da bildirir…

Dersim/ Koçgiri konusunu işleyen resmi ideologların sıklıkla Alişêr’in şiirlerini saptırdıklarına tanık oluyoruz. Tankut’un, bu türden “Zazalar” araştırmasındaki kimi saptırmalarını, Kürdoloji Belgeleri-I çalışmamızda göstermiştik. Bunun kimi örneklerini, Nazmi Sevgen’in yazılarında da görüyoruz. Bunlardan birine de, Zazalar ve Kızılbaşlar adıyla yayımlanan yazılar toplamında rastlıyoruz. Yazar, başta yiğeni Mustafa Bey olmak üzere yakını kimi insanların, onu 1935 Tunceli Kanunu’nun çıkmasından sonra teslim olmaya ikna etmeye çalıştıklarını bildirdikten sonra, Alişêr’e atfen Dördüncü Umumi Müfettiş, Tunceli Vali ve Komutanı, “Dersim Kasabı” General Abdullah Alpdoğan’a da bir şiir yazdığını iddia etmektedir. Çevrimyazısı sağlıklı yapılmayan ve Alişêr’in şiirsel ve düşünsel dokusuna da pek uymayan şiirin birkaç beytinde şöyle denmektedir:

Cumhuriyet feyzi her yeri sardı
Cumhuriyet nûru zulmeti yardı

Yüksek Başkanımız düşündü yer yer
Abdullah Paşa ki sahib-i tedbir

Bu Dersim Tunceli oldu akibet
Aydınlıklar açtı geçti ol âfet (21)

 

Alişêr’in eşi, yoldaşı, ‘heval’ı Zarîfe

Alîşêr’e, tüm yaşamında eşlik eden Zarîfe, dost- düşman tüm gözlemcilerce takdirle karşılanan bir kişiliktir. Nazmi Sevgen; “ Alîşêr’in karısı Zarîfe de dikkate şayan bir tipdir. Kocasının mücadelesinde bu kadının etkisi çoktur. Kocasına, silahlı olarak her zaman refakat ve eşlik etmiş, sonunda o da kocasıyla birlikte kaçınılmaz sona ermiş, fakat bu anda dahi Vank’lı Efendi adında birisinin canına kıymıştır.” diyerek, dolaylı olarak takdir duygularını dile getirmektedir.(agy)

İkiliyi yakından tanıyan, yakın dostları Nuri Dersimi, onu şöyle değerlendiriyor: “O aslan ki, kendi döneminde okuma- yazma bilen, hem siyasi hem de askeri bir Kürt kızıydı. Çok sefer Alîşêr, bir şey yapmadan önce onun düşüncesini sorar, fikrini alırdı. Ona sormadan karar vermezdi. Zarîfe savaşçıydı. Çok sayıda kadın da onunla birlikte savaştılar. Onlar da silahlıydılar. Çarpışmalar başlamadan önce ondan silahlı eğitim aldılar.” (22)

Nuri Dersimi, ünlü eserinde de Kürt kadınının kahramanlığı bağlamında bir örnek olarak ona yer verir: “Zarîfe, kocası gibi Kürt milli davasına bağlı, aynı yüksek gayeleri takip eden, eşsiz bir Kürt kızı olduğunu, hayatında doğrudan isbat etmiştir. Zarîfe, Kürt kadınları arasında milli uyanış için eşsiz bir propagandacı olmuş ve Alîşêr’in milli faaliyetlerinde, onun sağ kolu ve iş arkadaşı olmuştur. Zarîfe, Alîşêr’e daima, Kürtçe’de (arkadaş) anlamına gelen (heval) sözüyle hitap ederdi. Ne yazık ki, fikir ve duygu itibarıyla tam bir birlik olan bu ailenin bir çocuğu olmamıştır. Zarîfe, uzun boylu iri-yarı ve her konuda bir Kürt fizyonomisine sahip, simasında bir erkek cesareti ve yiğitliği okunan, eşsiz bir Kürt kızı idi. Her yıl Dersim’e gider, milli gayeler hakkında nutuklar söyler ve aşiretler arasındaki çelişkileri ciddi bir hâkim gibi hallederdi

Bitti

KAYNAKLAR .

Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (TTTC): Türk Tarihinin Anahatları, 1930,s. 258-59
Can Dündar- Rıdvan Akar: Ecevit’in Arşivinden Çıkan şok Belge, Milliyet, 22.1.2008
Mehmet Bayrak: 18-19 Yüzyıllarda Dersim- Malatya Hattında Alevi Katliamları, Alevilerin Sesi Dergisi, Sayı:114/ 2008 Celal Erdönmez: Tanzimat Devrinde Koçgiri Aşireti’ni Islah Çalışmaları, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Ağustos-2000, s. 103-104
Vet. Dr. M. Nuri Dersimi: Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952,s.61-62
Cemşid Mar (Ozan Telli): Koçgiri Destanı, Özge yay. Ank. 1992, s.11-12
Karlênê Çaçani: Milli Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi (Kürtçe’den çeviren: Murad Ciwan), Hêvi gaz., Sayı:96/ 1998
Hans-Lukas Kieser: Osmanlı Anadolusu’nda Aleviler İle Misyonerler Arasındaki Etkileşim, Munzur der. Sayı:13/ 2003,s. 18
Vet. Dr. M. Nuri Dersimi: Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım, [ Sadeleştirerek, Notlayarak, Resimleyerek Yayına Hazırlayan: M. Bayrak], Özge yay. Ank. 1992, s. 103-104
10- Jandarma Genel Kumandanlığı: Dersim, 1933/ 34 (?)
11- Henry Riggs: Dersim Kürtleri’nin Dini, M. Bayrak’ın “Alevilik ve Kürtler” eseri içinde, Özge yay. 1997,s. 364
12- “Dersim Kızılbaşları”, Aynı yerde,s. 357
13- M. Bayrak: Kürdoloji Belgeleri-I içinde, gizli “Zazalar” araştırması, Özge yay. Ank. 1994, s.472
14- N. Dersimi: Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952,s. 280
15- D. Yıldırım: Koçgiri Hareketi’ni Kürt Teali Cemiyeti Mi Organize Etti?, Kürdistan Press, Aralık- 1991
16- Evin Çiçek: Qoçgiri Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin 85. Yıldönümü Vesilesiyle, Kızılbaş dergisi, Şubat- 2008
17- Dersim’de İklim, Aralık- 2006
18- M. Bayrak: Kürdoloji Belgeleri-I, s. 219
19- İnci Dergisi, Sayı:3/ 1951
20- E. Gezik: Alive Kürtler, Kalan yay. Ank. 2000,s. 114
21- Nazmi Sevgen: Zazalar ve Kızılbaşlar, Kalan yay. Ank. 2000,s. 106
22- Evin Çiçek: agy
23- N. Dersimi: Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952,s. 279
24- Şiirin Türkçesi: “ Dağımızın kızları, narin ve fiyakalı ceylan gibidir; güzel ve rengârenk dağ çiçekleri gibidir, duru ve berrak çeşme gibidir.
 


Yazarın Diğer Yazıları :

  • Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe - 1
  • Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe - 2
  • Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe- 3

  • Okunma : 1397

    Yorum Ekleyin

    Ad Soyad
    Email
    Başlık
    Mesaj
     


    Yorumlar

      Bu yazıya yorum yapılmamıştır.